Thursday, November 25, 2010

1 € (Bir Avro)

Dışarıda ısı oldu -8C. 1 haftadır aralıklarla ince ince de olsa kar yağıyor. Sanırım 20-30 santim oldu kar. Kar küreme araçları sürekli olarak yolları ve kaldırımları açık tutuyor olsa da, kar bütün zemini kaplamış durumda.

Doğadaki hayvanların yemek bulması gün geçtikçe zorlaşıyor. İnsanlar da artık alışverişlerini bir kaç günlük değil, haftalık yapmaya başladı. 

Evde sigara içmediğimden balkona çıkıyorum 3-4 kat polar ve bere ile. İzmarit tablası olarak kullandığım boş saksının içindeki izmaritler karın altında gömülü kalması gerektiği yerde, nasıl oluyor da karın üzerinde duruyor diye düşünmeden edemiyorum.

Dün sonunda inat ederek balkonu içeriden gözetlemeye başladım. Tabii işin suçluları çok geçmeden çıktı meydana. Tabii ya ! Ne kadar da bencilim !...Kar örtüsü her şeyi o kadar kapladı ki, kuşlar artık çalıların arasından kendilerine yiyecek bulamıyorlar (burada öyle açıkta duran çöpler de yok).

Rengarenk, bizim memlekette bulunduğunu sanmadığım sakaya benzer, siyah gagalı, siyah beyaz kafalı, sarı yeşil gövdeli minikler bunlar...

 Wikipedya'ya baktım. Bunlar bir tür soğuk iklim serçesiymiş. Şaşırmadım.

Dahası öğrendim ki, kış hayvanları benim bildiğimin aksine, ekmek vb. şeyler değil, daha çok onları zinde tutacak ve kışı geçirmesine yardımcı olması için tahıllardan aldığı yağ ile hem sıcak hem de zinde kalırlarmış.

Bu bilgiyi aldıktan sonra, eşimden eski naylon çorap istedim...Tabii olağan olarak ne yapacağımı sordu :)

Tabii ardında da yine o ukala gülümse geldi :) Meğer, kar zamanındaki kuşları düşünen tek ben değilmişim. Sadece petshoplarda değil, neredeyse köşe marketlerinde bile bulanan ve sadece 1 € (bir avro - yaklaşık 2 TL)  olan bol yağ içeren tahıl topları satılıyormuş ! Bir pakette 6 tane var, ve her top naylon filelerin içine konulmuş ki dağılmasınlar diye.

Bunu öğrenir öğrenmez, pakedi 1 € olan yemlerden hemen bir tane aldım. Eve gelince de biraz sicim ile toplardan birini balkonumda kirlenmeyecek bir kenara astım. Aslında ümitsizdim, nereden görecek kuşlar da bunu gelecekler? diye.

Meğer bu konuda da benden zekilermiş :) aradan 1-2 saat geçmeden balkonum "Chickadee" denen kuşların istilasına uğradı. Aslında bir hayli de ürkekler ki pozlamam 1-2 saatimi aldı.

Sözüm şu ki, iyi biri olmak için dünyayı kurtarmaya gerek yok. Doğayı sevmek, çevrendekilere ruh halin ne olursa olsun gülümsemek, saygı duymak ve bunu göstermek, seninle aynı doğayı paylaşmak zorunda kalan yaratıklara yardımcı olmak seni daha iyi biri yapıyor.

Bir Avro veye 2 YTL harcamak seni batırmaz. Bunun için yabancı da olmana gerek yok hani..

Sunday, November 21, 2010

Karda yürümek...

Bugün Pazar günü...

Ne var bunda demeyin. Pazar günleri Finliler, sabahın 9'u gibi kalkar, güzel bir sabah kahvaltısından sonra, kışlık spor kıyafetlerini giyer (sakın spor kıyafetten bizim geliştirdiğimiz spor kelimesi sanmayın, adam gibi spor kıyafetler: kar pantalonu, yürüyüş botları, kar ceketi, bere ve eldiven) ve bir hafta boyunca iple çektiği pazar sporunu/yürüyüşünü yapmak için doğaya çıkar. Ne mi var bunda ?

Şu var: çıkarken doğaya yanlarına 2-3 aylık bebişlerinden tutun, köpeklerini dahi almayı ihmal etmiyorlar. Yani butik ailelerini de alarak pazar yürüyüşüne çıkıyorlar. Bu manzarayı ilk gördüğümde tabii ki reaksiyonum deliler, küçücük çocukları üşütecekler, bu soğukta zaatürre olacaklarıydı....Tabii mantıklı bir insan gibi düşünene dek.

Kimse soğuktan zatüre olamaz. Zaatürre bir mikrop veya bakteri çünkü. Ayrıca kimse de üşümüyor...Çünkü kendi kıyafetlerinden çocuklarınınkine (hatta köpeklerinkine desek iyi olur...çünkü onların da kıyafetleri var) hepsi gayet soğuğa karşı dirençli.

Tabii şu da var ki, her nasıl bizim iklim şartlarına bizler uyum sağlamış durumdayız, tabii ki Finliler de uyum sağlamış durumda. Giyeceklerinden tutun alet-edavatlarına, araçlarına kadar hepsi yaşadıkları iklime uygun geliştirilmiş. Mesela dün Citymarket'ten (buraların Migrosu olarak düşünebilirsiniz) 30€'ya bir tane kar pantalonu aldım. Bugün deneyeyim dedim de, keşke içime termal iççamaşırı giymeseymişim diyorum :) Dışarısı -3C idi.

Ha, tabii sadece gençlerden bahsettiğimi zannetmeyin. Ellerinde değneklerle yürüyen 60-80 yaşında büyüklerimizi de görmek mümkün. Hatta emekli olduklarından sadece Pazar günleri değil hergün yürüyorlar. Eminim bizlerden daha sağlıklıdırlar. 

Uzun lafın kısası, millet bize ne der diye düşüneceğimize, aynada kendimiz ile yüzleşerek, bizimkinden daha iyi bir düzen kurmuş bu insanları örnek almamız bize değer katacağa benziyor.

Haftanın toksinlerini atmak, ciğerlerimize biraz oksijen çekmek, şehirin tıkabasa gürültüsünden kurtulmak için biraz üşümeyi (ki kar üzerinde sabit tempo ile yürüdüğünüzden enerji yakıyor ve üşümüyorsunuz) göze almak gerekiyor. Belki o göbek bile eriyebilir hani !

Tabii her şeyin usulü var. Önce bebe adımları ile başlamak lazım, sonrası allah kerim.

Saturday, November 20, 2010

Yaya geçitleri

Sanırım bu konuyu bir çok defa dile getireceğim.


Her ne kadar İngiltere gibi bir yerde büyümüş olsam da, uzun süre Türkiye'de yaşamış olmanın etkisiyle bu konu hep dikkatimi çekiyor.

Kaldırımda yürüyorsunuz. Eğer yaya geçidine yaklaşıyorsanız bile birden yol üzerindeki en yakın araç birden yavaşlamaya başlıyor. Sebebi ? Tabii ki, olur da yaya geçidinden geçmek istersiniz diye ! Özellikle döner kavşakların kenarındaki yaya geçitlerinden karşıya geçecekseniz, soldan gelen araç sağa dönüşte yayaya yol ver kuralını ihlal etmemek için zınk diye duruyor.

Bir çok yayanın yaya geçidinden geçerken ezildiği, şöförlerin ise "birden önüme atladı" savunmasını yaptığı bir memleketten.

Oysa burada araçların size yol verdiğini gördüğünüzde hissettiğiniz şey duran araca teşekkürü borç bilmek. Güzel bir alışveriş.

İnsan sayıldığını, saygı duyulduğunu ve saygı vermesi gerektiğini hissediyor. Yani tanımadığınız biri sizi mutlu ediyor.