Durmadan yağıyor bu nesne. Uyuz oluyorum. Çünkü ne trafik tıkanıyor, ne millet şikayet ediyor, ne de karda sefil olan insanları gösteren embesil televizyon kanalları yok.
Uyuz oluyorum, çünkü, sokaklar sürekli olarak temizleniyor, tuzlanmıyor (sadece otoyollar kısmen tuzlanıyormuş), kimse kartopu oynamıyor, çocukların hepsinin altında kızak, kimse trafikte kaza yapmıyor, tuğla kamyonları devrilmiyor, dahası kimse kimsenin haline gülmüyor !
5 seneye yakın bir süre önce Finlandiya'ya yerleştim. Bir zaman sonra farkettim ki, bizim için alışagelmiş bazı konuların burada farklı ele alındığını, farklı bakış açıları ile işlendiğini görüyorum. Son zamanlarda Finlandiya'nın Avrupanın en gözde lokasyonlarından biri olmasının ardında yatanları ve yatmayanları sizlerle benim penceremden paylaşıyorum.
Saturday, December 11, 2010
Sunday, December 5, 2010
Noel
Aslında kimse Noel babanın varolmadığını, ağacın altına hediyeleri anne ve babaların bıraktığını tüm çocuklar biliyor.
Ama tüm Hristiyan ülkelerde Noel yaklaştıkça büyük bir heyecan ve şatafat başlıyor. Ülkemizde her ne kadar sadece mağazalar mallarını pazarlayabilmek için bu kervana katılsalar da, çocukları düşünen gerçekten de çok az.
Sanırım insan olarak diğer tüm canlılardan olan en büyük üstünlüğümüz zekamız ve bunu kullanabilme özelliğimiz. Aslında hayal kurabiliyor olmamız. Düşünce gücümüz ve hayal gücümüz içiçe. Yani, hayal kurmadan düşünmemiz çok zor. Benim genel değerlendirmeme göre, bir insan çocukken ne kadar derin hayaller kurabiliyorsa, beynini de kuram ve denklem geliştirmeye alıştırabiliyor. Örneğin, bir satranç tahtasındaki hamleleri, dahası karşınızdakinin hamlelerini öngörmek ; hayal kurmadan mümkün mü ?
Finliler, Noel'in kokusunu daha noel gelmeden alıyorlar. Neden mi ? Gelenek ve göreneklerine sadece kendileri için değil, gelecek nesiller için bağlılar. Aslında bunun dinle imanla da pek alakası yok. Burada çok az kişi ibadet ediyor. Aslında başları sıkışmadıkça dua dahi ettiklerini de sanmıyorum.
Artık kaç nesildir bu geleneği sürdürdüklerini bilemiyorum ama, 1 Aralık tarihinde evlerin pencereleri ve balkonlar çeşitli ışıklarla süslenmeye başlıyor. Eskiden herkes evine bir çam ağacı almaya çalışırmış ; neyse ki teknoloji gelişti de, ağaçlar kurtuldu. İşin güzel yanı, ağaçları kesmeden de süslemeyi ihmal etmiyorlar.
Bütün mağazalar birden kırmızı beyaz renklere bürünüyor, noel baba kılığındaki adamlar çocuklara "ücretsiz" hediye, fakirlere aş yardımı yapmaya başlıyor. Ne garip di mi ? "bedava hediye vermek" hem de dükkanlar/firmalar...bizim işgüzarların yüz ifadelerini düşünebiliyorum.
Tabii ki küçük çocuklara noel hikayeleri ve masalları anlatılıyor, inanmaları, tutunmaları, kendi hayallerini geliştirmeleri için fırsat veriliyor. Sakallı kırmızı beyaz renklerle giyinmiş bir aksakallı dede, uçan çıngıraklı geyikleri ve tabii ki bir sürü hediye ! Balkonuma astığım kuş yemine üşüşen, üşümüş kuşları seyrederek iyice keyifleniyorum.
Yetişkinler için noel denince aslında daha farklı şeyler algılanıyor. Tam bir telaş var onlar için de. Çünkü noel geliyor ! Herkese hediye almak lazım (benim durumumda ise gidecek parayı hesaplama telaşı olacaktır), yılbaşını nerede geçireceğiz telaşı, havai fişek gösterisi nerede olacak, yine köpeklerimiz seslerden ürkecek gibi şeyler.
Ne ilginç ki aslında, herkes ne zaman alışveriş edeceğini çok iyi biliyor ve takip ediyor. Ne zaman indirim olacağını, ne zaman neyi almaları gerektiğini...Noel öncesi vitrin gezen bol aslında, ama alışveriş rakamları bir hayli düşük. Çünkü herkes fiyatların tavan yaptığını biliyor. Oysa 1 ay öncesinde fiyatların makul, dükkanların da kalabalık olmadığını bildiğinden 2 ay öncesinden yılbaşı alışverişini tamamlamış oluyor. Tabii yılbaşından sonra olacak indirimleri de biliyorlar, fiyatlar yılbaşı öncesine oranla %60-%70 düşebiliyor. İşte o zaman herkes dükkanlara akın ediyor.
Galiba 1981'den bu yana hiç noel kutlamadım. Hediye filan da istemiyorum. Aslında sadece 1 şişe aslan sütüm olsaydı da, şöyle bi demlenseydim, karı seyrederek, sizleri anarak.
Ama tüm Hristiyan ülkelerde Noel yaklaştıkça büyük bir heyecan ve şatafat başlıyor. Ülkemizde her ne kadar sadece mağazalar mallarını pazarlayabilmek için bu kervana katılsalar da, çocukları düşünen gerçekten de çok az.
Sanırım insan olarak diğer tüm canlılardan olan en büyük üstünlüğümüz zekamız ve bunu kullanabilme özelliğimiz. Aslında hayal kurabiliyor olmamız. Düşünce gücümüz ve hayal gücümüz içiçe. Yani, hayal kurmadan düşünmemiz çok zor. Benim genel değerlendirmeme göre, bir insan çocukken ne kadar derin hayaller kurabiliyorsa, beynini de kuram ve denklem geliştirmeye alıştırabiliyor. Örneğin, bir satranç tahtasındaki hamleleri, dahası karşınızdakinin hamlelerini öngörmek ; hayal kurmadan mümkün mü ?
Finliler, Noel'in kokusunu daha noel gelmeden alıyorlar. Neden mi ? Gelenek ve göreneklerine sadece kendileri için değil, gelecek nesiller için bağlılar. Aslında bunun dinle imanla da pek alakası yok. Burada çok az kişi ibadet ediyor. Aslında başları sıkışmadıkça dua dahi ettiklerini de sanmıyorum.
Artık kaç nesildir bu geleneği sürdürdüklerini bilemiyorum ama, 1 Aralık tarihinde evlerin pencereleri ve balkonlar çeşitli ışıklarla süslenmeye başlıyor. Eskiden herkes evine bir çam ağacı almaya çalışırmış ; neyse ki teknoloji gelişti de, ağaçlar kurtuldu. İşin güzel yanı, ağaçları kesmeden de süslemeyi ihmal etmiyorlar.
Bütün mağazalar birden kırmızı beyaz renklere bürünüyor, noel baba kılığındaki adamlar çocuklara "ücretsiz" hediye, fakirlere aş yardımı yapmaya başlıyor. Ne garip di mi ? "bedava hediye vermek" hem de dükkanlar/firmalar...bizim işgüzarların yüz ifadelerini düşünebiliyorum.
Tabii ki küçük çocuklara noel hikayeleri ve masalları anlatılıyor, inanmaları, tutunmaları, kendi hayallerini geliştirmeleri için fırsat veriliyor. Sakallı kırmızı beyaz renklerle giyinmiş bir aksakallı dede, uçan çıngıraklı geyikleri ve tabii ki bir sürü hediye ! Balkonuma astığım kuş yemine üşüşen, üşümüş kuşları seyrederek iyice keyifleniyorum.
Yetişkinler için noel denince aslında daha farklı şeyler algılanıyor. Tam bir telaş var onlar için de. Çünkü noel geliyor ! Herkese hediye almak lazım (benim durumumda ise gidecek parayı hesaplama telaşı olacaktır), yılbaşını nerede geçireceğiz telaşı, havai fişek gösterisi nerede olacak, yine köpeklerimiz seslerden ürkecek gibi şeyler.
Ne ilginç ki aslında, herkes ne zaman alışveriş edeceğini çok iyi biliyor ve takip ediyor. Ne zaman indirim olacağını, ne zaman neyi almaları gerektiğini...Noel öncesi vitrin gezen bol aslında, ama alışveriş rakamları bir hayli düşük. Çünkü herkes fiyatların tavan yaptığını biliyor. Oysa 1 ay öncesinde fiyatların makul, dükkanların da kalabalık olmadığını bildiğinden 2 ay öncesinden yılbaşı alışverişini tamamlamış oluyor. Tabii yılbaşından sonra olacak indirimleri de biliyorlar, fiyatlar yılbaşı öncesine oranla %60-%70 düşebiliyor. İşte o zaman herkes dükkanlara akın ediyor.
Galiba 1981'den bu yana hiç noel kutlamadım. Hediye filan da istemiyorum. Aslında sadece 1 şişe aslan sütüm olsaydı da, şöyle bi demlenseydim, karı seyrederek, sizleri anarak.
Saturday, November 27, 2010
Finlandiya Yerli Malları
Bugün eşimin isteği üzerine, ELMA Helsinki Doğal Besin ve Kırsal Kesim Fuarına gittik. Evet, 5,5 milyon nüfuslu Finlandiya bile yerli mallarını o kadar güzel sunuyor ki. Bu konuda bravo demek istiyorum. Bir salonda hayvancılık, diğerinde doğal besin kaynakları, diğerinde ise ormancılık gibi konular ele alınmış. Hatta olayı abartıp, şov için inekler, damızlık sığırlar, koyunlar, lamalar (evet!), filan da getirmişler. Dahası, büyük bir bölümde de hiç üşenmeden çoban köpeklerinin nasıl koyunları yönettiğine dair şov bile koymuşlar.
Finliler doğayla içiçe olsalar da, insanlarına ve dünyaya nelere sahip olduklarını ve bunları nasıl değerlendirdiklerini gerçekten de iyi sunmayı başarmışlar. Aslında, ne yalan söyleyeyim, fuar merkezinin bir hayli boş olacağını, ve şehirli biri olarak bir hayli sıkılacağımı zannetmiştim. Meğer fuarın kapıları saat 10:30'da açılmış ve açıldığından beri ziyaretçi akınına uğruyormuş. Özellikle okulların düzenlediği ziyaretler ; hatta doğal ve organik ürünleri alabilmek için sıraya girmiş insanlarla doluydu. Fiyatları hiç ucuz değil, ancak doğal ürünlere ciddi rağbet vardı (ellerinde torbalarca alışveriş yapan insanlara dikkat etmemek mümkün değil).
Sanırım bir ülkenin kültürünü tanımak için böyle organizasyonlara sık sık gitmek lazım. Çünkü, gerçekten de şehirlerinin vitrinlerinden bir toplumun kültürünü algılamak mümkün değil (vitrinler yanıltıcıdır).
Hayvancılık Finlandiya'da bir hayli yaygın. Kapalı kümeslerde ve çiftliklerde ekseri büyükbaş hayvancılık ve mandıracılık yapılsa da, Finlandiya'nın Lapland tabir edilen kuzey bölgelerinde geyik, lama hayvancılığı da yapılmakta. Hatta, duyduğum kadarıyla neredeyse insan popülasyonunun yarısı kadar geyik varmış. Geyikten ne mi oluyor ? Tabii ki de eti ve kürkü değerkendiriliyor. Hayvanın boynuz ve kemiklerinden de takı, süs eşyası, geleneksel alet edavat bile yapılıyor. İklim şartlarının uygunluğundan ve yününün çok değerli olmasından dolayı da son zamanlarda llama ve alpaca üretimi de bir hayli ilerlemiş.
Dahası, ülkenin soğuk ikliminden ve doğal bitki örtüsünün yoğunluğundan dolayı, hereford sığırları yetiştiriliyor. Özellikle bahar ayından sonbaharın sonuna kadar (takriben 4 ay) süren zamanı hiç boşa harcamayarak, yabani yemiş ve doğal mantar, bitki, bitkisel yağlar, baharatları da toplamayı ihmal etmiyorlar
(Dikkat: Finlandiya'nın %70'i ormanlık bölge olup, ortalama 30 çeşit yabani yemiş barındırmaktadır. Ülkenin yasaları gereği, "eğer bu ülkedeysen, istediğin kadar toplayabilirsin" yasası vardır. Yani, çık doğaya istediğin kadar topla. Hatta mevsimsel olarak yakın ülkelerden bir çok yabancı sadece bu yemişleri toplamak üzere geliyormuş.)
Yabani yemiş konusu aslında bir hayli ilgi çekici ve karlı bir konu, o yüzden başka bir makalemde bu konuya değineceğim.
Aslında bu fuarda bir çok bize ters düşen hatta bizim yaptığımız bazı şeyleri hor görenlerin yaptıkları kötü şeyleri de öğreniyorum. Standları gezerken bir stand konserve ürünler satıyordu. Yakından bakınca şoke oldum. Hadi konserve geyik etini anladım da...Konserver AT ETİ, AYI ETİ, EŞEK ETİ de mevcutmuş.... Hatta yıllardır da AVRUPANIN bir çok ülkesinde tükemi de mevcutmuş. Yakın zamanda Finlandiya'da AT ETİ'nin üretimi yasaklanmış olsa da hala AYI, KURT dahası TİLKİ eti tüketiliyormuş. At etini kendileri artık üretemediklerinden dolayı Polonya, İtalya gibi ülkelerde üretiliyormuş meğer ! Daha fazla bilgi için Tıklayın.
Sen tut Türkiye'deki sakatat üretimine, kokoreçe filan laf at, ondan sonra da AB'nin çoğunluğunda gel de at, eşek, ayı gibi uygun olmayan hayvanları tıkın...
Diğer yandan, daha önce haberim olan ancak, bu fuarda yer almamasını ümit ettiğim şeyler de vardı. Finlandiya, ciddi bir doğa korumacısı, hayvan haklarına saygı duyan ve koruyan bir ülke olsa da, ne yazık ki hala bu ülkede ciddi miktarlarda kürk çiftlikleri mevcut.
Ve tabii bu fuar da yerli üretimlerini sunan bir fuar olduğundan bu vahşiler için de bölüm ayırmışlardı. Tabii çok fazla ziyaretçileri yoktu, hatta ilgili mekanın ne olduğunu farkedenler çocuklarına hayvanları gösterdikten sonra bir an önce oradan uzaklaşıyorlardı.
Bir doğa savunucusu olarak ilgili mekanı farkettiğimde tüylerim diken diken oldu. Dahası, böyle doğaya saygı gösteren, her imkanda bunu belli eden bir ülke hala bu vahşete nasıl izin verirdi ? Tamam, belki 40-50 yıl öncesinde milli hasılatı süper değilken, katkısı olabilirdi, ancak artık 21. yüzyılda, bırakın Avrupayı, dünyanın milli gelir olarak ilk 5'inde yeralan bir ulusun böyle bir şeye hala destek veriyor olması çok şaşırtıcı. İçimden gelmese de, eşim kolumdan "ne olur gitme oraya" diye yalvarsa da, gerçekleri sizlerle paylaşmak için giderek bir kaç poz çekebildim...Ama çekerken o pozları o hayvanlara bakamadım...Çıktığımda eşim gözlerimdeki yaşları sildi...
Merak ettiğim bir konu da, her osuruktan teyyare şeyi olay yapan PETA olsun, Greenpeace olsun neredeler ? Helsinki kentinin merkezinde böyle bir şey oluyor ama etraflarında kimseler yok. Neredesiniz ? Hava mı çok soğuk yoksa ? :))
Diğer bir holü de sadece ormancılık üzerine ayırmışlar. Malum, Finlandiya'nın 80%'i ormanlarla kaplı olup, milli gelirin büyük bir kısmı halen ormancılıktan gelmekte. Discovery kanalında bile ormancıların belgesellerini dahi seyredemeyecek kadar ormanları ve doğayı seven biri olarak bu bölümü es geçtik.
Ancak sonradan agronomistlerden aldığım bilgiye göre, Finlandiya'da bu konuda neredeyse 50 yıldır ağaç kesimlerine paralel olarak ağaç dikimleri yapılıyormuş. Tabii ki sorum şu: "Ağaçların yetişmesi, kesim hızınıza yetişebiliyor mu ?", - hiç sanmıyorum.
Cık, yazık...hiç beklemezdim bunu sizlerden. :(
Finliler doğayla içiçe olsalar da, insanlarına ve dünyaya nelere sahip olduklarını ve bunları nasıl değerlendirdiklerini gerçekten de iyi sunmayı başarmışlar. Aslında, ne yalan söyleyeyim, fuar merkezinin bir hayli boş olacağını, ve şehirli biri olarak bir hayli sıkılacağımı zannetmiştim. Meğer fuarın kapıları saat 10:30'da açılmış ve açıldığından beri ziyaretçi akınına uğruyormuş. Özellikle okulların düzenlediği ziyaretler ; hatta doğal ve organik ürünleri alabilmek için sıraya girmiş insanlarla doluydu. Fiyatları hiç ucuz değil, ancak doğal ürünlere ciddi rağbet vardı (ellerinde torbalarca alışveriş yapan insanlara dikkat etmemek mümkün değil).
Sanırım bir ülkenin kültürünü tanımak için böyle organizasyonlara sık sık gitmek lazım. Çünkü, gerçekten de şehirlerinin vitrinlerinden bir toplumun kültürünü algılamak mümkün değil (vitrinler yanıltıcıdır).
Hayvancılık Finlandiya'da bir hayli yaygın. Kapalı kümeslerde ve çiftliklerde ekseri büyükbaş hayvancılık ve mandıracılık yapılsa da, Finlandiya'nın Lapland tabir edilen kuzey bölgelerinde geyik, lama hayvancılığı da yapılmakta. Hatta, duyduğum kadarıyla neredeyse insan popülasyonunun yarısı kadar geyik varmış. Geyikten ne mi oluyor ? Tabii ki de eti ve kürkü değerkendiriliyor. Hayvanın boynuz ve kemiklerinden de takı, süs eşyası, geleneksel alet edavat bile yapılıyor. İklim şartlarının uygunluğundan ve yününün çok değerli olmasından dolayı da son zamanlarda llama ve alpaca üretimi de bir hayli ilerlemiş.
Dahası, ülkenin soğuk ikliminden ve doğal bitki örtüsünün yoğunluğundan dolayı, hereford sığırları yetiştiriliyor. Özellikle bahar ayından sonbaharın sonuna kadar (takriben 4 ay) süren zamanı hiç boşa harcamayarak, yabani yemiş ve doğal mantar, bitki, bitkisel yağlar, baharatları da toplamayı ihmal etmiyorlar
(Dikkat: Finlandiya'nın %70'i ormanlık bölge olup, ortalama 30 çeşit yabani yemiş barındırmaktadır. Ülkenin yasaları gereği, "eğer bu ülkedeysen, istediğin kadar toplayabilirsin" yasası vardır. Yani, çık doğaya istediğin kadar topla. Hatta mevsimsel olarak yakın ülkelerden bir çok yabancı sadece bu yemişleri toplamak üzere geliyormuş.)
Yabani yemiş konusu aslında bir hayli ilgi çekici ve karlı bir konu, o yüzden başka bir makalemde bu konuya değineceğim.
Aslında bu fuarda bir çok bize ters düşen hatta bizim yaptığımız bazı şeyleri hor görenlerin yaptıkları kötü şeyleri de öğreniyorum. Standları gezerken bir stand konserve ürünler satıyordu. Yakından bakınca şoke oldum. Hadi konserve geyik etini anladım da...Konserver AT ETİ, AYI ETİ, EŞEK ETİ de mevcutmuş.... Hatta yıllardır da AVRUPANIN bir çok ülkesinde tükemi de mevcutmuş. Yakın zamanda Finlandiya'da AT ETİ'nin üretimi yasaklanmış olsa da hala AYI, KURT dahası TİLKİ eti tüketiliyormuş. At etini kendileri artık üretemediklerinden dolayı Polonya, İtalya gibi ülkelerde üretiliyormuş meğer ! Daha fazla bilgi için Tıklayın.
Sen tut Türkiye'deki sakatat üretimine, kokoreçe filan laf at, ondan sonra da AB'nin çoğunluğunda gel de at, eşek, ayı gibi uygun olmayan hayvanları tıkın...
Diğer yandan, daha önce haberim olan ancak, bu fuarda yer almamasını ümit ettiğim şeyler de vardı. Finlandiya, ciddi bir doğa korumacısı, hayvan haklarına saygı duyan ve koruyan bir ülke olsa da, ne yazık ki hala bu ülkede ciddi miktarlarda kürk çiftlikleri mevcut.
Ve tabii bu fuar da yerli üretimlerini sunan bir fuar olduğundan bu vahşiler için de bölüm ayırmışlardı. Tabii çok fazla ziyaretçileri yoktu, hatta ilgili mekanın ne olduğunu farkedenler çocuklarına hayvanları gösterdikten sonra bir an önce oradan uzaklaşıyorlardı.
Bir doğa savunucusu olarak ilgili mekanı farkettiğimde tüylerim diken diken oldu. Dahası, böyle doğaya saygı gösteren, her imkanda bunu belli eden bir ülke hala bu vahşete nasıl izin verirdi ? Tamam, belki 40-50 yıl öncesinde milli hasılatı süper değilken, katkısı olabilirdi, ancak artık 21. yüzyılda, bırakın Avrupayı, dünyanın milli gelir olarak ilk 5'inde yeralan bir ulusun böyle bir şeye hala destek veriyor olması çok şaşırtıcı. İçimden gelmese de, eşim kolumdan "ne olur gitme oraya" diye yalvarsa da, gerçekleri sizlerle paylaşmak için giderek bir kaç poz çekebildim...Ama çekerken o pozları o hayvanlara bakamadım...Çıktığımda eşim gözlerimdeki yaşları sildi...
İlgili mekanın görevlisi olan kadın, benim yakından çekim yapmama engel olmak için "fazla yaklaşma, saldırırlar dedi. Tabii hemen lafı yapıştırdım "Sizlerden daha vahşi değillerdir herhalde!"...
Bu arada tabelada yazan Turkiselaimet'in Türklükle hiç bir alakası yoktur. Onların dilinde her nedense bu işe bu isimi vermişler (Turku kentinden olabilir, emin değilim). Yani sadece isim benzerliği sanırım.
Merak ettiğim bir konu da, her osuruktan teyyare şeyi olay yapan PETA olsun, Greenpeace olsun neredeler ? Helsinki kentinin merkezinde böyle bir şey oluyor ama etraflarında kimseler yok. Neredesiniz ? Hava mı çok soğuk yoksa ? :))
Diğer bir holü de sadece ormancılık üzerine ayırmışlar. Malum, Finlandiya'nın 80%'i ormanlarla kaplı olup, milli gelirin büyük bir kısmı halen ormancılıktan gelmekte. Discovery kanalında bile ormancıların belgesellerini dahi seyredemeyecek kadar ormanları ve doğayı seven biri olarak bu bölümü es geçtik.
Ancak sonradan agronomistlerden aldığım bilgiye göre, Finlandiya'da bu konuda neredeyse 50 yıldır ağaç kesimlerine paralel olarak ağaç dikimleri yapılıyormuş. Tabii ki sorum şu: "Ağaçların yetişmesi, kesim hızınıza yetişebiliyor mu ?", - hiç sanmıyorum.
Cık, yazık...hiç beklemezdim bunu sizlerden. :(
Subscribe to:
Posts (Atom)